Uygarlığın Geçirdiği Sarsıntı ve Bunun Manevi Nedeni
Uygarlığın maddi ve manevi elemanları
Uygarlığımız şiddetli bir sarsıntı geçirmektedir. Pek çok kişi bu sarsıntının 1914-1918 savaşından dolayı olduğunu sanıyorlarsa da yanılmaktadırlar. Savaş ve onunla ilgili her şey sadece kendimizi içinde bulduğumuz uygarlık dışı durumun bir görüntüsüdür. Savaşa katılmamış ve savaşın doğrudan doğruya etkilemediği devletlerde bile uygarlık sarsılmaktadır. Tabii bu durum savaştan maddi ve manevi zarar görmüş ülkeler daha açık olarak görülmektedir. İşin acı tarafı uygarlığın çöküşü ve bundan kurtulma olanakları açısından entelektüel bir gayret de görülmemektedir. Bunun için ilk olarak şu soruyu sormak gerekir: Uygarlığımızdaki bu yozlaşmanın özü nedir ve niçin olmuştur?
Başlangıç olarak çok açık olan temel bir gerçek vardır. Uygarlığımızın feci olarak manevi olmaktan çok maddi bir gelişme içerisindedir. Maddi gelişmeye manevi gelişme eşlik etmediği için denge bozulmaktadır. Daha önce görülmedik bir biçimde doğa güçlerine hükmetmekteyiz. Bu durum bireylerin, toplumun ve devletlerin birbirleri ile olan ilişkilerinde devrimci bir değişik yapmıştır. Bilgimiz ve kuvvetimiz eskilerin hayal edemeyeceği ölçüde artmış, varoluşumuzun koşulları kıyas kabul etmeyecek ölçüde düzelmiştir.
Güç ve bilgide aşırı bir ilerleme olmasına rağmen, kusurlu bir uygarlık kavramına erişmiş bulunuyoruz. Uygarlığın maddi başarılarına çok fazla değer veriyor ancak onun manevi unsurunu koruyamıyoruz. Sadece maddi yönde ilerleyen bir uygarlık giderek hızlanan ama dümen mekanizması bozulduğu için felakete sürüklenen bir gemiye benzetilebilir. Uygarlığın esas özü maddi başarılarında değildir. Esas öz insanın kusursuzlaştırılması bir bütün olarak insan soyunun ve halkların toplumsal ve siyasi koşullarının geliştirilmesi olmalıdır. Bunun için kişi ve toplum manevi bir kuvvet olarak hareket etmelidir. Ancak bu şekilde hayata ait sorunların çözümlenmesi, her yönde değerli ve genel bir ilerlemeye olanak verir.
Maddi ilerleme uygarlık için kesin bir ölçüt değildir. Uygarlığın kaderi düşüncelerin olaylar üzerindeki kontrolü elde tutup tutmamasına bağlıdır. Bir yolculuğun kaderi teknenin hızlı veya yavaş ilerlemesi ile değil doğru yol izleyip izlememesi ile belirlenir. Dümen takımı bizi hedefe ulaştıracaktır. Paradoksal olarak bilgi ve güçte ilerleme gerçek uygarlığı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir.
Maddi başarıların beraberinde getirdiği en büyük tehlike hayat koşullarındaki iyileşme ile insanların daha bağımsız olacağı düşünülmesine rağmen daha büyük ölçüde insanların bağımlı hale gelmesidir. Kendi toprağını eken insanlar, fabrikadaki makina işçisi, el işçisi günümüzde kurumlarda çalışan müstahdemler olurlar. İnsanlar evlerine kapandılar doğa ile dünya ana ile dolaylı bağlantılar içinde temel özgürlüklerini yitirdiler.
Kendi işi ile uğraşan insanların geniş ve devamlı bir sorumluluk bilinci olur. Bağımsız kişilerin normal ilişkiler içinde gösterdikleri varoluş mücadelesi, rekabet ortamında kendilerine giderek daha zor gelmeye başlar. Kendilerini bir araya gelmeye ve daha iyi yaşama koşullarını zorla elde edecek bir kuvveti yaratmaya zorlanmış görürler. Kurumsal organizasyonları ve şirketleri oluştururlar. Böylece onlar uygarlık düşüncesini açıkça karşılayamayan, çevredeki kavga havasına uygun olarak bozulan, özgür olmayan bir insanın zihni yapısını kazanırlar. Modern koşullar bizleri bağımlı kişiler haline getirmiştir.
Rekabet ortamında gün geçtikçe var olmak için mücadele seviyemiz artmak zorundadır. Fiziksel veya düşünsel ağır çalışma bizim kaderimiz haline gelmektedir. Artık düşüncelerimizi toplamak ve bir sonuca koymak için vakit bulamıyoruz. Gittikçe daha kusursuzlaşan ekonomik, toplumsal ve siyasi örgütler bizi daha çok kudretleri altına almaktadırlar. Sertliği giderek artan örgütü ile devlet, bizi kesinliğini ve kapsamı genişleyen bir kontrol mekanizması ile göz altında tutmaktadır. Bundan dolayı kişisel varlığımız her yönden törpülenmektedir. Kişisellik kazanmak giderek zorlaşmaktadır.
Toplumsal ve siyasi sorunlarımızı bu kadar feci biçimde ağırlaştıran, maddi uygarlıktaki ilerleyişimizdir. Modern toplumsal sorunlar bizi ekonomik ve ulusal bir sınıf mücadelesine sokmakta ve toplumu parçalamaktadır. İşin esasını ararsak bu parçalanmanın ve sınıflaşmanın nedeni makineler, dünya ticareti ve elimize yok edici bir güç veren yeni buluşlardır. Bu buluşlar insanları uzaktan kitle halinde öldürecek seviyeye ulaşarak son insanlık güdüsünü de kayıp etmiştir. Savaşçılar ile halkı ve çoluk çocuğu ayırt etmeden yok edebilen güçteki silahları, kör iradelerinin elindeki teknik başarılarımızdır. Benim bu anlattıklarımdan çıkardığım sonuç maddi başarıların uygarlık olmadığıdır.
Toplumun zihni, alışkanlık olarak kişiyi ve toplumu mükemmele eriştirmeyi amaç edindiği, bilim ve teknolojiyi bu amaçta kullandığı zaman uygarlıktan bahsedebiliriz. Bilgi ve güçte ilerlememizin gözlerimizi kamaştırıp bizi aptallaştırması sebebi ile uygarlığın manevi unsuruna az değer verip kendimizi içine attığımız tehlikeyi görememişiz. Olağanüstü maddi başarılarımızla, tamamı ile ilkel bir doygunluğa ulaştık. Yüzeysel bir uygarlık kavramına doğru yanlış bir yol tuttuk.
İlerlemeye ve bu yolun doğal bir gidişat olduğunu inandık. Aklımız tarafından kabul edilen fikirlerin oluşturulması gereken gerçek kavramı yerine, gereksiz bir gerçek kavramı ile aldatıldık. Bu kavramdan elde edilmiş düşük fikirlerle yaşamayı kabullendik. Gerçeklik üzerinde bütün kontrolümüzü yitirdik. Uygarlığın manevi unsuru, bize kuvvete uygun yalancı bir gerçeklikle sunulduğunda, aklımızı kullanmadan bunu kabul ettik.
Albert Schweitzer















